Makaleler

Korku ve Kaçışla Harmanlanmış Hastalıklı Bir Aşkın Öyküsü: Esir Kuşlar

Story of a Diseased Love Blended With Fear and Escape: Uccelli da gabbia e da voliera
Abstract
In this paper it is focused on the themes of fear and escape of a youth novel called ‘Uccelli da gabbia e da voliera’ by Andrea De Carlo who is among the popular writers of 80’s Italian literature. Within this concept to analyze the themes of fear and escape, it is given briefly sociological and socio-cultural information about the 70’s and 80’s Italy. As the novel in question is considered as a youth novel, while tracing the themes of fear and escape, it is discussed the changing youth model from 70’s to 80’s which is represented by the protagonist of the novel.

    Youth is a dream, a form of chemical madness.
F. Scott Fitzgerald.


GİRİŞ

Bir toplumda siyasi ve ekonomik alanda meydana gelen değişimler kuşkusuz edebiyata da yansımaktadır. Nasıl edebiyat toplumun vazgeçilmez bir parçası olarak kabul ediliyorsa bu toplumun edebiyatı şekillendirdiği de bir gerçektir. Bu yüzden yapıtların dönemini temsil ettiği de unutulmamalıdır. Dolayısıyla yazarlar dönemin birinci dereceden tanıkları olarak eserlerinde toplumun gerçeklerini okura aktarabilir. 80’li yıllar İtalyan Edebiyatı’nın popüler yazarlarından olan Andrea De Carlo’nun 1982 yılında kaleme aldığı Esir Kuşlar (Uccelli da gabbia e da voliera) romanıda dönemin İtalya’sının gerçeklerini barındıran bir gençlik romanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Esir Kuşlar romanı hala kimlik karmaşası yaşayan, sorumluluklarından kaçan, idealinin farkında olmayan, oradan oraya yaprak gibi savrulan apolitik genç Fiodor’u ve anlatı boyunca peşinden koştuğu hastalıklı ilişkisini konu almaktadır. Kaliforniya’dan başlayıp İtalya’nın Milano şehrinde sonlanan yolculuğunda Fiodor bir terörist grubu üyesi Malaidina ile tanışır ve bir görünüp bir ortadan kaybolan bu genç kadının peşinde koşar.
Romanın dönemini yansıtan en önemli öğelerden biri terörizmdir. Bu öğe Malaidina’nın aktivist kişiliğini gözler önüne sererken, Fiodor’un içinde yaşadığı toplumun gerçeklerine kulaklarını tıkaması onun apolitikliğinin altını çizer. Çünkü Fiodor 70’li yılların aktivist gençliğinden sonra, 80’li yıllara doğru gelindiğinde daha çok kendine yönelen, benmerkezci, dekadan bir gençlik modelini temsil etmektedir.
Bu yazıda öncelikle romanın tanıklık ettiği 70’li yılların toplumundan ve terörizmden, 80’li yılların genç anlatısına katkıda bulunan etkenlerden söz edilecek ve bu bağlam içinde Fiodor’un korkuları ve kaçışlarıyla, nasıl bir gençlik modelini temsil ettiği daha detaylı bir biçimde ele alınacaktır.

Korkuyla Yoğrulan Yıllar: Gli anni di piombo

Toplumları dinamik birer varlık olarak kabul etmek mümkündür. Meydana gelen her bir olay toplumu şekillendirerek ona bir yön verir, bir bakıma o toplumun kaderini belirlemiş olur. Toplumun ürünü olan edebiyat da bu değişimden payına düşeni alarak bu şekillenmeye veya değişime ayak uydurur ve toplumun belirlemiş olduğu formlara göre biçimlenir. Bu nedenle, 80’li yıllara gelindiğinde İtalyan edebiyatında gençlerin ön plana çıkmasını sağlayan etkenler araştırılmak istendiğinde irdelenmesi gereken temel başlıklardan biri farklı yıllarda birbirini izleyen öğrenci hareketleridir. Esir Kuşlar romanının hem bir gençlik romanı olması hem de dönemin olaylarını barındırması nedeniyle kısaca toplumbilimsel ve sosyo-kültürel bilgilere yer vermek doğru olacaktır.
1968 yılı, öğrenci isyanlarının boy gösterdiği bir yıldı. 1977 yılında ise yine bir öğrenci isyanına tanıklık edilmiştir ancak bu isyan 1968 yılında yaşanan isyandan gerekçeleri nedeniyle farklılık gösterir. Bu isyanda öğrencilerin amacı, hep birlikte olmak ve eğlenmektir. Bu yüzden bazı gençlik grupları Milano’daki binaları işgal ederler ve bu binaları gençlik merkezine dönüştürmeye başlarlar. (Ginsborg 1990: 381)
Öğrenci isyanlarının yanı sıra bu yılların en önemli olaylarından biri de terörizm ve terörizmin toplumda yarattığı korkudur. Kendini özerk çalışanlar örgütü olarak tanımlayan Kızıl Tugaylar (Brigate Rosse), devrimci bir devlet kurmak ve İtalya’yı batı bloğundan çıkarmak istiyorlardı. Devrimci grupların yasal mücadelelerle bir yere varamayacağı kanısına varan Kızıl Tugaylar, yasadışı ve güçlü bir harekâta ihtiyaç olduğunu savunmuşlardır. Bu yüzden birçok kişiyi öldürüp yaralamışlar, gazetecileri ana hedef olarak almışlardır. (Ginsborg 1990: 361-384)
Öğrenci hareketleriyle birlikte ön plana çıkan gençler İtalya’da 80’li yıllara gelindiğinde edebiyatta da önemli bir rol oynamaya başlarlar ve ‘Yeni ya da Genç Anlatı’ adı verilen, genç yazarların oluşturduğu bir anlatı ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu yeni anlatının ele aldığı başlıca konular gençler, yolculuklar ve kaçışlardır. Esir Kuşlar romanında başkahramanın genç olması, onun yaşadıklarının konu alınması, bildungsroman yapısını akla getirse de ondan farklılık gösterir çünkü geleneksel bildungsromanda genç kahramanın ahlaki ve psikolojik gelişimine tanıklık edilir, ancak Esir Kuşlar romanının başkahramanı Fiodor’da hiçbir gelişim gözlenmez.
Peki 80’li yıllar İtalyan Edebiyatı’nda genç yazarların yarattığı yeni anlatının güçlenmesine zemin hazırlayan etkenler nelerdi? Italo Calvino’nun 1979 yılında yayımlanan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (Se una notte d’inverno un viaggiatore) adlı romanıyla Umberto Eco’nun 1983 yılında yayımlanan Gülün Adı (Il nome della rosa) adlı romanı, edebiyat alanına getirdikleri yenilikler nedeniyle yayınevlerinin pazarlama sürecinde köklü değişiklikler yapması gerektiğini düşündürmüş ve yeni yeteneklere fırsat verilmesini sağlamıştır. (Baranski- Pertile 1997: 1-2)
Dönemin toplumbilimsel ve sosyo-kültürel olaylarına kısaca yer verdikten sonra şimdi de bireysel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanan korku ve kaçışlarla yoğrulmuş Esir Kuşlar romanını bu veriler ışığında bir gençlik romanı olarak mercek altına alacağız.

Hastalıklı Bir İlişkinin Peşinde…

1982 yılında Andrea De Carlo tarafından kaleme alınan, yazımızda daha önce de değindiğimiz gibi terörizm konusunu da kapsayan Esir Kuşlar’ın tanıklık ettiği yıllar 70’li yıllardır. Ancak gerek başkahramanın genç olması gerekse yeni anlatının başlıca konularından olan yolculukları ve kaçışları ele alması, romanın 80’li yılların genç anlatısı içinde değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.
Romanın anlatıcısı ve başkahramanı Fiodor hala gelişimini tamamlayamamış, çevresinde olup bitenlere anlam veremeyen, olayları sadece gözlemleyen ve yorum yapmaktan kaçınan, sorumluluk üstlenmeyen, 21 yaşında apolitik bir gençtir. Fiodor’da gördüğümüz tüm bu özellikler tam bir gençlik psikolojisini yansıtmaktadır. Babasının telgrafı üzerine Kosta Rika’ya, oradan da abisi Leo’nun yanında çalışmak üzere New York’a geçen Fiodor, orada hayatını sürdüremeyeceğini anlaması üzerine babasının Milano’daki şirketine çalışmaya gelir. Pek de olumlu duygular beslemediği bu şehirde gizemli Malaidina ile tanışır ve onu tanıdığı andan itibaren her anı onun peşinde koşmakla geçer. Malaidina, Fiodor’un tam tersi özellikler sergilese de korku ve kaçışla harmanlanmış hayatları bir noktada kesişecektir.
Romanın en başından itibaren özöyküsel bir anlatıcı olarak Fiodor yaşadığı olaylar üzerine duygu ve düşüncelerini aktarırken nasıl bir genç olduğunu açıkça belli etmektedir. Olaylara karşı ilgisiz bir tutum sergileyen Fiodor, 70’li yılların coşkulu ve idealist gençliğinden çok uzakta kalmış, kendi dünyasına çekilmiş, özgürlük arayışı içinde olan bir gençlik modelini temsil etmektedir.

Öğleden sonra üçte beyaz MG’mi Goldfinch Caddesi’nden tepelere doğru sürüyorum, teypte Rolling Stones’un kaseti sonuna kadar açık ve bu arada dur işaretini atladığımı fark etmiyorum. Bana sağdan yaklaşan açık yeşil bir Chevette görüyorum, dalgaların altındaki küçük bir balina gibi bana doğru geliyor. Fren yapmaya ya da direksiyonu kırmaya yeltenmiyorum bile. Ayağımı gazdan kaldırmadan, yaklaşan açık yeşile bakıyorum. (De Carlo 1997: 1)

 

Romanın ilk satırlarından görüldüğü gibi uzam olarak Amerika’nın, İtalyan yerine yabancı müzik grubu ve araba markasının tercih edilmesi İtalya’ya karşı yabancılaşmayı ama aynı zamanda Amerikan düşkünlüğünü simgelemektedir. Fiodor bu yabancılaşmanın içinde kendine bir pay edinmiş, dış dünyaya karşı umursamazlığını kaza yapmak üzereyken bile ilgisiz bir tavır sergileyerek göstermiştir. In medias res ile başlayan romanın ilk bölümünde yaptığı kazanın ardından birlikte yaşadığı kız arkadaşı Maggie ile vedalaşmadan ani bir kararla evi terk eden Fiodor’un ilk kaçışına tanıklık edilmektedir.
Fiodor ikinci bölümde iletişim kurmakta zorlandığı ve söylediklerini ciddiye almadığı babasının Kosta Rika’daki evinin arka bahçesindeki kafes kuşlarını tarif eder ve aslında bu kafes imgesi romanın başlığına doğrudan bir gönderme yapmaktadır. Çünkü özgürlüğün peşinde koşan Fiodor ve kuşlar birbiriyle özdeşleştirilmektedir. Dolayısıyla anlatıcı-başkahramanın kuşlarla aynı kaderi paylaştığını söylemek mümkündür. Sıradan bir yaşamın içinde sıkışıp kalmak istemeyen Fiodor gündelik yaşamdan, hatta kendinden bile kaçmak istemektedir. Fiodor’un farklı bir kişiliğe sahip olduğunu, daha doğrusu 80’li yıllara geçişte özgürlük peşinde koşan, kendi arzu ve isteklerini ön plana çıkaran, çevresindeki olaylara duyarsız, ebeveyniyle iletişim kuramayan geleneksel modelden uzaklaşmış farklı bir gençlik modelinin ortaya çıktığını, kendisi ve abisi Leo ile olan farklılıklarını anlatmaya başladığında anlamaktayız. Leo babasının izinden yürümüş ve başarılı bir iş adamı olmuştur. Fiodor’un aksine gösterişi seven ve sorumluluk üstlenen geleneksel bir genç profili çizmektedir. Oysa Fiodor tüm sadeliği ve gösterişten uzaklığıyla minimalist bir yaşam tarzı benimsemiştir. New York’ta abisi Leo’nun yanında çalışamayacağını anlayan Fiodor, yine en kolay kaçış yolunu seçerek olumsuz duygular beslediği Milano’ya kaçar.

Şehirle ilgili ve en az gri kubbenin katmanları kadar yoğun olan bütün duygularım geri dönüyor. Bu kadar uzun bir süre zayıflayıp yine de belleğimde şekillerini kaybetmeden korunabilmiş olmaları garip. Havanın kokusu, toz zerrecikleri arasından süzülen ışık, ıslak tarlaların buharı ve sanayi dumanları geri dönüyor. Leo buraya geleceğimi söylediğimde şaşırmış olmalıydı. Artık ben de yeterince şaşkınım. (De Carlo 1997: 19)

Pek de olumlu izlenimlerini yansıtmayan Fiodor’a göre bu şehrin kafesten bir farkı yoktur. (Branski- Pertile 1997: 81) Dolayısıyla insanlarda kaçma arzusu yaratan nedenlerden biri de bu şehirdir. Romanda bu şehre karşı olumsuz duygular besleyen sadece Fiodor değildir. Milano’daki şirkette kendisine yardımcı olan Bob Lowell, hastalıklı ilişkisi Malaidina, Bob Lowell’in eşi Sue ve dağ evinde kendisine korumalık yapan Elvio’nun eşi Paola da aynı duyguları paylaşan insanlardır. Onlara göre Milano bir kafes, insanların özgürlüğünü kısıtlayan bir hapishanedir.
Hem Milano’nun yaşanılmaz bir şehir olmasının hem de romandaki anlatı kişilerinin korku ve kaçışlarının en önemli nedenlerden biri de o dönemin İtalya’sında yaşanan terör olaylarıdır. İnsanları çok temkinli bir şekilde hareket etmeye zorlayan bu durum anlatıda bir noktadan sonra korkuların ve kaçışların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. Fiodor’un da dile getirdiği gibi bu şehirde insanların her an korkmaları gerektiğini hatırlatacak şeyler vardır:

Kaldırım kenarlarında, ellerinde hafif makineli tüfek olan ve çelik yelek giymiş jandarmalar var. Köşe ve kavşaklarda tank gibi kamyonlar, yayaları ve araç trafiğinin kontrol etmek için kamyonların üstündeki deliklerden uzanan polisler var. (De Carlo 1997: 27)

Gizemli Bir Kadın: Malaidina
Yazımızda önceden sözünü ettiğimiz gibi Fiodor’un bir türlü mutluluğu yakalayamadığı hastalıklı ilişkisi Malaidina bir terör grubu üyesidir. Bu yüzden Fiodor ile tanıştığı ilk andan itibaren sürekli bulunduğu ortamdan ansızın kaçmak zorunda kalmaktadır. Malaidina’nın bir terör grubu üyesi olduğunu öğrendiğimiz anda bu iki anlatı kişisinin birbirine hiç uygun olmadığı gözler önüne serilmektedir. Çünkü Bob Lowell’ın evine gittiği zamanlar politikadan söz açıldığında hiçbir fikri olmadığını beyan etmesiyle tam bir apolitik olduğunu vurgulayan Fiodor’un tam tersine Malaidina politikanın içine karışmış zıt bir anlatı kişisidir.
Fiodor ve Malaidina’nın hayatlarının kesiştiği noktadan itibaren Fiodor’un yaşadığı kimlik krizi ve sorumluluk duygusundan uzak durması yüzünden gündelik yaşamdan ve kendinden kaçışına tanıklık ederken, Malaidina’nın tercih ettiği yaşam tarzı Fiodor’un kaçışlarının terörizm gibi toplumsal nedenlerden kaynaklanmasına yol açacaktır.
Malaidina isminin İtalyancada kötü anlamına gelen male kelimesinden geldiği yorumu yapılabilirse bu gizemli ama bir o kadar da güzel kadının Fiodor için hastalıklı bir ilişkinin başlangıcı olabileceği akla gelmektedir. Bu noktadan yola çıkarak yazar De Carlo’nun böyle bir ismi anlatı kişisinin karakteriyle ilişkili olarak kasıtlı seçtiği düşünülebilir.
Fiodor gibi özgürlüğün peşinde koşan Malaidina özgürlüğünün kısıtlandığını sembolik olarak şu şekilde ifade eder:
Biliyor musun, bu evler gerçek birer enerji kafesi. Çünkü üstten, alttan her tarafı kapalı ve yaydığın enerjinin çıkış yolu yok, bu yüzden sana geri dönüyor. Sonunda ya hastalanıyorsun ya da deliriyorsun veya kimseyle bağ kuramayacak kadar gergin ve sinirli oluyorsun.( De Carlo 1997: 52)

Malaidina kendine ait bir yaşam kurmak için böyle bir yol seçmiş olsa da sözlerinden anlaşıldığı üzere yine özgür bir yaşama kavuşamamıştır. Dolayısıyla mikro dünyasından uzaklaşma eğilimi vardır. Fiodor ile birlikteyken ansızın aceleyle bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalması kendisi değil, başkaları tarafından yönlendirilen bir hayatı olduğunun sinyallerini vermektedir.

Korkulu Kaçışlar

Romanda Fiodor’un birçok kaçışına tanıklık edilmektedir ancak Malaidina ile tanıştığı ana kadar olan kaçışlarında toplumun kendine sunmuş olduğu geleneksel gençlik modelini reddetme arzusu vardır. Gösterişli yaşam tarzı benimsemiş abisi Leo’nun yanında çalışmak istemeyerek Milano’ya gelmesi, Milano’daki şirkette isteksizce vakit geçirerek her fırsatta oradan uzaklaşmaya uğraşması gençlik psikolojisine bürünmüş olduğunu göstermektedir. Bir sergide tanıştığı Mario Oltena isimli ressamın kız kardeşi Malaidina ile tanışmasıyla bu kaçışlar korkular eşliğinde daha çok fizikselleşerek gerçekleşecektir. Bu noktaya kadar Fiodor’un kaçışlarının bireysel nedenlerden kaynaklandığı görülmektedir ancak bundan sonraki kaçışlarını terörizmin yarattığı korku yönlendirecektir. Dolayısıyla bu kaçışları toplumsal nedenler taşıyacaktır.
Malaidina’ya görür görmez âşık olan Fiodor, onun birlikte yaşadığı terör grubu üyelerinden olan Parchi ile yolda tesadüfen karşılaşıp onu takip etmesiyle fiziksel kaçış süreçlerinden biri başlamış olur. Parchi’nin kendisini yaralamasıyla Bob Lowell’dan yardım isteyen Fiodor öldürülme korkusuyla Bob Lowell’ın eşi Sue ile birlikte birkaç gün dağ evinde kalmaya ikna edilir.

Dinle beni, seni yeniden bulup vursunlar mı istiyorsun? […] Bak bunlar örgütlenmiş adamlardır. Başkanı bile hallettiler ve çok iyi korunan bir sürü insanı da. Vaziyet dalga geçilecek gibi değil. (De Carlo 1997: 99)

Bob Lowell’ın bu sözleri döneme ait çok önemli bir olayı da akla getirmektedir. Bob’un sözünü ettiği başkan DC’nin (Democrazia Cristiana) başkanı ve Komünist parti tarafından desteklenen bir hükümeti savunan Aldo Moro’dur. 1978’de Parlamento’da yemin ettiği gün Moro kaçırılmış ve 55 gün sonra cesedi DC ve PCI’nin (Partito Comunista İtaliano) merkezlerinden birkaç metre ileriye park edilmiş bir arabada bulunmuştur. (Balboni-Cardona 2002: 222)
Korku duygusunun başlatmış olduğu bu kaçış süreci Fiodor, Sue ve kızı ile birlikte dağ yolunda yürüyüş yaparken birisi tarafından takip edildiklerini düşünmeleriyle devam eder ancak bu kişinin Bob’un kendilerini korumak üzere gönderdiği Elvio olduğunu anlamalarıyla bu kaçış süreci burada sonlamış olur.
Fiodor ve Sue’nun dağ evinde birlikte kalırken ilişki yaşamaları bu iki anlatı kişisi hakkında önemli bilgiler verir. Fiodor’da olduğu gibi Sue da kaçma arzusu içinde olan bir kadındır ve bu kaçışı Fiodor ile birkaç günlüğüne de olsa yaşadığı ilişki ile gerçekleştirir. Sue sıradanlaşmış evlilik hayatıyla kaçışa yönlendirilmektedir. Sue’nun seçtiği bu kaçış yolu görmeye alışık olduğumuz yollardan biri olmakla birlikte tamamen bireysel nedenlerden kaynaklanan bir kaçıştır.

 

MultiCo’dan eve döndüğünde o kadar yorgun oluyor ki, bana ve çocuğa ayıracak azıcık bir enerjisi bile kalmıyor. Bir martini içip yemek yiyor ve sonra ya televizyon izliyor ya da bir rapor okumaya dalıyor. (De Carlo 1997: 140)
Fiodor’un ise kendisine yardım etmeye hiç çekinmeyen arkadaşı Bob Lowell’ın eşi Sue ile hiç tereddüt etmeden ilişki yaşaması fırsatçı ve bencil kişililiğini su yüzüne çıkarmaktadır. Bu kişiliğinin ortaya çıkmasında yalnızca Sue ile yaşadığı ilişki değil, ressam Mario ve kız kardeşi Malaidina’nın, romanın sonlarında Avustralya’ya doğru göç yoluna girerken Elvio ve Paola’nın hayatına kolaylıkla girmesi etkili olmaktadır. (Petito 2005: 70)
Fiodor ve Sue’nun baş başa kaldığı zamanlarda Sue’nun ağzından Fiodor’un kişiliğini betimleyen sözler duyulmaktadır. Fiodor’un umursamazlığı ve ilgisizliği otuz dört yaşında olan Sue’yu hayrete düşürmektedir. İkisi arasındaki yaş farkı Fiodor’un sergilediği gençlik psikolojisini daha da ön plana çıkararak göze çarpmasını sağlamaktadır. Anlatıda babası, abisi Leo ve Sue’nun kısacası kendisinden yaşça büyük kişilerin Fiodor’un kişiliğini aynı bakış açısıyla tasvir eden sözler yer almaktadır. Sue’ya ait olan bu sözler Fiodor’u şöyle tarif etmektedir:

Neye karar vereceğimizi sen söyle! Nasıl bu kadar kararsız olabiliyorsun? Nasıl bu kadar büyük bir umursamazlık içinde, ne yapmak istediğine dair hiçbir fikrin olmadan ortada dolaşabiliyorsun? (De Carlo 1997: 145)

Sue’nun öldürülme korkusunun yanı sıra yaşadığı korkulardan biri de yasak aşkının ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden Fiodor ile yalnız kaldığında kızına yakalanmamak için temkinli davranmaktadır. Sıradanlaşan evliliğinin kendisini yönlendirdiği kaçış şimdi ona korku salmaktadır.
Dağ evindeyken televizyondaki haberlerde Malaidina’nın sarışın arkadaşı Parchi’nin öldürüldüğünü öğrenen Fiodor hemen Milano’ya dönmeye karar verir. Böylelikle Fiodor ve Malaidina için yeni bir kaçış sürecine zemin hazırlanır. Malaidina’nın da zarar görmesinden korkan Fiodor onun yanında olmak ister.
Milano’ya döndüğünde büyük aşkına yeniden kavuşan Fiodor  ve Malaidina birlikte oradan kaçma planı yaparlar. Yine korkunun yönlendirdiği kaçışı gerçekleştirmek için paraya ihtiyacı olan Fiodor arabasını satmak için Melavio’ya gider ancak ertesi gün eve döndüğünde Malaidina yoktur çünkü Fiodor’un hayatını tehlikeye atmaktan korkmaktadır. Malaidina’nın Fiodor’a bıraktığı notta şunlar yazılıdır:

Çok korkuyorum, dahası senin hayatını altüst etmeye hakkım yok. (De Carlo1997: 180)

Fiodor’a bırakılan ve ona terk edildiğini hissettiren bu not kaçış sürecinin burada sonlandığına, başka bir kaçış sürecinin başlayacağına işaret etmektedir. Malaidina’nın bu kaçışı belki de onun en masum kaçışlarından biridir çünkü amacı kendisi yüzünden Fiodor’un zarar görmesini engellemektir.
Yeniden terk edilmesinin verdiği acıyla bir yandan Malaidina’yı bulmayı ümit eden Fiodor dağ evinde kendilerini korumaya gelen Elvio ve eşi Paola ile birlikte Avustralya’ya göç etmeye hazırlanır. Elvio ve eşi Paola’nın Milano’yu terk edip Avustralya’ya göç etmek istemeleri onların da hapishane imgesini çağrıştıran bu şehirden kaçmak istediklerini göstermektedir.

Burası kötü değil, diyorum.
Korkunç, diyor o. Ama zaten iki hafta içinde gidiyoruz, o yüzden beni hiç ilgilendirmiyor. Biraz kocamın hikâyesi gibi.
[…]
Elvio’nun artık bu işi yapmaya hevesi yok, ikimiz de Milano’da yaşamaktan bıktık. Burası şehirden çok bir hapishane, diyor. (De Carlo1997: 193)

Hep beraber Avustralya’ya gittiklerinde egzotik kuşlar yetiştirmek istemeleri sıra dışı işlere duyulan özlemi yansıtırken aynı zamanda bu işi gerçekleştirmek isteyen öznelerin de bu kuşlara benzediği söylenebilir. Umursamaz ve ilgisiz tavırlarıyla, kimlik krizi yaşayan bir genç olarak tanıdığımız Fiodor’un farklı bir gençlik modelini yansıttığının altını daha önce de çizmiştik. Dolayısıyla onu da Avustralya’da yetiştirmek istediği egzotik bir kuşa benzetmek mümkündür. Bulunduğu çevre içinde farklı kişiliğiyle sivrilen Fiodor, bu çevreye ayak uyduramayan esir bir kuş imgesi yaratmaktadır. 
Son bölümde gizemli bir telefon sayesinde Malaidina’nın izini bulan Fiodor bu kez birlikte yolculuğa çıkacağı insanları yarı yolda bırakmak zorunda kalır ve Yunanistan’a gider ve Malaidina’ya kavuşur. Bu mutlu bir son olsa da aslında ironik bir sondur. Çünkü ucu açıktır ve sonrasında ne olacağı şüphelidir. Bütün bir anlatı süreci boyunca hastalıklı bir ilişkinin peşinden koşan Fiodor’un son bölümde bir anda yeniden Malaidina’ya kavuşması anlatı içindeki herhangi bir kavuşmalarına eşdeğerdir. Dolayısıyla bir önceki kavuşmalardan hiçbir farkı yoktur. Bu yüzden her iki anlatı kişisinin bundan sonraki kaderleri hakkında kesin yargıda bulunmak oldukça zordur.
Romanın ilk satırlarından itibaren De Carlo okurları farklı bir kişiliğe sahip gencin hikâyesini okumaya davet eder. Anlatı içinde yer alan toplumsal olayların bizi toplumbilimsel araştırmalara yönlendirmesiyle Fiodor’un neden geleneksel gençlik modelinden uzak olduğuna, 70’li yılların ‘biz’ demeye alışmış gençliğinden sonra 80’li yıllara geçişte tüketiciliğin de getirmiş olduğu sonuçlardan biri olarak sayabileceğimiz ‘ben’e eğilimli bir genci simgelediğine karar vermek mümkündür.
Anlatı içinde tanıklık edildiği gibi Fiodor’un babasıyla iletişim kuramaması, anlatı kişilerinin özgürlüğe duyduğu hasret ve özgür olma isteği bu dönemin gençlerinin özelliklerinden biridir. Bu özgürlük her alanda olmalıdır. Fiodor’un korumasının eşiyle ilişki yaşaması bu özgürlüğü kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak, dönemin gerçeklerini kapsayan anlatıda farklı anlatı kişilerinin anlatı içindeki deneyimlerine dayanarak korku ve kaçışların farklı nedenlerden kaynaklandığı söylenebilir. Bu farklılığı bireysel ve toplumsal olarak ikiye ayırmak mümkündür. Korku ve kaçışla harmanlaşmış Esir Kuşlar Fiodor’un tüm kararsızlıkları, umursamazlıkları, kimlik krizi gibi gençlik psikolojisinin getirmiş olduğu tüm bu etkenlerle 80’li yıllara doğru değişmeye başlayan bir gençlik modelini simgeleyen bir gençlik romanıdır.

 

KAYNAKÇA
Carnero, Roberto:Under 40 I giovani nella nuova narrativa italiana, Milano-Torino, Bruno Mondadori, 2010.
Balboni, Paolo, Cardona Mario: Storia e testi di letteratura italiana, Perugia, Guerra   Edizioni, 2002.
Baranski, Zygmunt., Lino, Pertile: The New Italian Novel, Toronto, University Of         Toronto Press, 1997.
Carnero, Roberto:Under 40 I giovani nella nuova narrativa italiana, Milano-Torino, Bruno Mondadori, 2010.
Gabriele Vitello, Terrorismo e conflitto generazionale nel romanzo italiano, Università degli Studi di Trento, 2010-201.
Ginsborg, Paul: A History of Contemporary Italy; The Economic Miracle 1958-63, London, Penguin Books, 1990.
De Carlo, Andrea: Esir Kuşlar,  çev. Köprü Grubu, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2007.
Petito, Riccardo: Andrea De Carlo e la narrativa degli anni ottanta, Guida alla lettura con intervista inedita Ad Andrea De Carlo, Venezia, Edizioni Studio LT2, 2005.
Yücel, Tahsin: Anlatı Yerlemleri, Kişi/Süre/Uzam, İstanbul, Ada Yayınları, 1979.
ELEKTRONİK KAYNAKLAR

http://www.britannica.com/EBchecked/topic/284369/in-medias-res

Gli anni di piombo terimi Margarethe Von Trotta’nın Die Bleierne Zeit (1981) isimli filminden alınmıştır ve Piazza Fontana katliamlarından (12 Aralık 1969) 80’li yılların başlarına uzanan bir dönemi ifade etmektedir. Gabriele Vitello, Terrorismo e conflitto generazionale nel romanzo italiano, Università degli Studi di Trento, 2010-201, p. 5.

Etrafını çevreleyen gerçekle mücadele ederek bir takım denemelerle dış dünyaya karşı ona uyum sağlamak ya da onunla çatışmak için kendi kimliğini tanımayı başaran bir gencin başkahraman olduğu romandır. Roberto Carnero, Under 40 I giovani nella nuova narrativa italiana, Bruno Mondadori, Milano- Torino, 2010, p.4.

Özöyküsel anlatıcı, anlatıcının anlattığı öyküde kişi olarak da yer aldığı anlatıcıdır. Tahsin Yücel, anlatı Yerlemleri Kişi, Süre, Uzam, İstanbul, Ada Yayınları, 1979, s.24.

Bir anlatı tekniğinde, birbiriyle ilişkili olaylar zincirinin bir parçası olan önemli bir anın tam ortasında bir hikayenin ya da başka bir kurmacanın başladığını ifade eden Latince bir terimdir. (çevrimiçi) http://www.britannica.com/EBchecked/topic/284369/in-medias-res, 26.02.2013.


Melek Atak





Tüm Yayın Hakları sozelti.com tarafından saklı tutulmaktadır.
Yazıların izinsiz olarak çoğaltılması yasaktır. Yazıların üçüncü kişilere verilmesi, izinsiz olarak çoğaltılması ve kaynak gösterilmeden kullanılması halinde hukuki işlem hakkını saklı tutarız
Copyright by Sozelti